En iyi 10 aşk şiiri…

{ Posted on Oca 26 2010 by konuk maddeciler }

gRafItTi_no_II_by_angeleye7

MADDELEYEN: Çağdaş Seichter

Öncelikle, şiir beğenisinin, okuyucunun o anki içerisinde bulunduğu ruhsal yapı ile dogrudan ilişkili olduğunun altını çizmek isterim. Ve de aslında bu durumun, tüm sanat dalları için de geçerli olduğunun zaten birçok kişi tarafından bilindiğini de çok iyi bilirim. Şu an kaleme aldığım en iyi 10 şiir beğenim, derlemem, hic şüphe yok ki başka bir ruh halinde olduğum vakit tamamen değişecektir.

Ayrıca, hemen burada şunun da altını çizmek isterim; bu en iyi 10 aşk şiiri derlemesini yaparken onlarca önemli şaiirin, onlarca fevkalede güzel yazılmış şiirlerini beğenmediğim icin listeye almamazlik etmedim. Aksine Fuzuli, Baki, Hayali, Nef’i gibi Divan şairlerinin önünde bir kere daha saygıyla eğildim.

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroglu, Karacaoglan, Aşık Mahzuni, Aşık Veysel ve şimdi burada isimlerini anmadığım onlarca halk ozanımızın yazdıklarının karşısında bir kere daha şapkamın uçtuğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Ve de Orhan Veli, Yahya Kemal, Ahmet Hasim, Ahmet Hamdi Tampinar, Ahmet Muhip Dranas, Necip Fazil Kisakürek, Sait Faik Abasiyanik, Ilhan Berk, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, Behcet Necatigil, Ahmed Arif, Metin Eloglu, Ülkü Tamer, Cahit Sitki Taranci, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Gülten Akin gibi isimlerden tutun da modern Türk şiirine katkıları devesal boyutlarda olan Kücük Iskender, Gülseli Inan, Engin Korelli, Akgün Akova ve ismini şimdi burada sayamadığım birçok değerli şairimizin şiirlerinin de bu listede yer almıyor olması, yukarıda da belirttigim gibi sadece ve sadece benim şu an içerisinde bulunduğum ruh halimin beğenileri ile alakalı bir durumdur. Öyleyse, işte benim en iyi 10 aşk şiirim için buyrun…

10. Özdemir Asaf – Lavinia

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar,
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalan istiyorsan yalanlar söyleyeyim.
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

ozdemir_asaf

9. Ahmet Kutsi Tecer – Nerdesin

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar:-Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben.
Elverir ki bir gün bana, derinden,
Ta derinden, bir gün bana “Gel” desin.

ahmetkutsi

8. Cahit Külebi – Hikaye

Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!

Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!

Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!

Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Benim doğduğum köylerde
Şimal rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!

254018_2

7. Cemal Süreya – Üvercinka

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

cemal_sureya

6. Can Yücel – Sevgi Duvarı

Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat–sevicileri
Derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

can_yucel

5. Nazim Hikmet Ran – Mavi Gözlü Dev

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

nazim-hikmet-ran

4. Attila İlhan – Üçüncü Şahsın Şiiri

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka’dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarının ucunu yakardın
kipriklerini eğer bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım

istanbullu_Atilla_Ilhan

3. Edip Cansever – Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

1175382127

2. Ahmet Telli – Hala Koynumda Resmin

Sımsıcak konuşurdun konuşunca
ırmak gibi rüzgar gibi konuşurdun
yayla kokuşlu çiçekler açardı sanki
çiğdemler güller mor menevşeler açardı
Sımsıcak konuşurdun konuşunca
Hâlâ koynumda resmin

Dağları anlatırdın ve dostluğu
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
Sesini duymasam çölleşirdi dünya
dağlar yarılır ırmaklar kururdu
bulutlar çökerdi yüreğime
Hâlâ koynumda resmin

Gün akşam olur elinde kitaplar
ve bir demet çiçekle çıkıp gelirdin
bir kez bile unutmadın “merhaba” demeyi
ve en yanık türküleri nasıl da söylerdin
bir dostun vurulduğu gün
Hâlâ koynumda resmin

Kaç mevsim kırlara çıkıp
çiçekler topladık mezarlar için
Belki ürküttük tarla kuşlarını
belki kurdu kuşu ürküttük
ama aşkı ürkütmedik hiç
Hâlâ koynumda resmin

Ve hâlâ sımsıcak durur anılar
sımsıcak ve biraz boynu bükük
Ne varsa yaşanmış ve paylaşılmış
yasak bir kitap gibi durmaktadır
ve firari bir sevda gibi
Şimdi duvarlarda resmin

ahmet-telli

1. Murathan Mungan – Yalnız Bir Opera

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
‘Eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen’ notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04′tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak….
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe…Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk…Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri…
panayır yerleri…
Ölü kelebekler…
Ölü kelebekler…
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

mungan_murathan_unionsverlag1

Be Sociable, Share!


24 Responses to “En iyi 10 aşk şiiri…”

  1. guzel

  2. Bir önerim olacak Birhan Keskin’den:

    Penguen

    o büyük ve muazzam zamanda unuttum
    kanatlarım çok oldu üşüyor benim
    bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
    bu yüzden eğik boynum

    bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
    bundan gözlerimdeki kayalık,
    içimdeki serseri buzullar

    “dürtme içimdeki narı
    üstümde beyaz gömlek var”

  3. sizin gibi şiir sever deilim ama bende böyle bi şey yazdım umarım beğenirsiniz :
    şimdi akşam

    şimdi ellerim , avuçlarım güneş kızılı
    yaklaşan karanlık ve son
    renk uyumu ve sonsuzluk…
    beklenen ufuk çizgisinin ötesinde bir hayat
    …beklenen aslında hiç bir zaman bilinmeyen gerçek
    gerçek zincirlerle bağlı ruhumuzun özlemi
    Devamını Gör

  4. bence benim şiirlerim bu şiirlerden bin kat güzel

  5. bence sen de en güzelden bin kat güzelsin şiirlerinin olduğu gibi.
    ve en mütevazı dan bin kat mütevazı şimdiki olduğ gibi
    ki ahlakında güzeldir senin
    bu şairlerde ahlak ne gezer
    tek şair sensin kıymetini bil kendinin
    ama sence..

  6. İsteyene çok kötüyüm,

    bu ülkeyi yerle bir edebilecek kadar güçlü haykırabilirim,

    dünyadaki bütün bulutları kıskandıracak kadar ağlayabilirim sanki,

    aniden dışarı çıkıp karşıma gelen herkesi, ellerimle boğabilirim,

    gözlerimle tüm ormanları yakabilirim acımadan yada düşünebilirim beynim patlayana kadar,

    belki şu elimdeki bardağı kırıp, sivri ucuyla bileklerime yazabilirim çaresizliğimi,

    insansızlıktan ölene kadar susabilirim de,

    belki de kor gibi sıcak bir suya çırılçıplak dalabilirim son nefesimi alıp.

  7. fuck offfffffff……. yapacağınız yorumlara mum dikeyim ”meh” hariç. listedeki şairlerden ahmet telli haricinde bizim yorumlarımızla daha iyi – daha kötü olarak yeni bir kimlik edinme sürecine girecek şair yok, attila ilhan, nazım hikmet, cemal süreya dan bahsediyoruz…. şahsen ben sadece amet telli yi hiç okumadım ve sanırım buradaki şiirinden feyz alarak da okumam, tabi beni şans eseri karşıma çıkacak bir başka şiiriyle ters köşeye yatırmazsa…. ayrıca ülkemizde az şair ve çok şair bozuntusu var, az şairlerin bir kaçı listede, şair bozuntularının da on milyonda biri altındaki yorumlarda var yine söylüyorum ”meh” hariç. dipnot ; ”rıdvan” nick li yorum yapan zat, mütevazi olabilmek, şair olabilmekten daha önce gelir ki, iyi bir şair olabilmek mütevazilik otobanından da geçer hemde kilometrelerce ;) sen yitik bir şair bozuntususun….

  8. severim şiiri.yazanı dinliyeni söyliyeni severim.sevdiğim herşeyi sevdiğimden çok.

  9. YOLUNU ŞAŞIRMIŞ KELEBEK
    Masum ojeli
    fakir kız bebeklerine
    benzeyen ellerinle
    yolunu şaşırmış bir kelebeğin önlüğünde
    nasılsa herşey aşka varır der gibisin

    Parçalanmış çiçeklerin
    sevinç çığlıklarındaki mutluluğu
    görüp görüp yitirir gibisin

    Güllere ayrılık taşır gibisin

  10. Murathan Mungan’ın Yalnız Bir Opera adlı şiiri gerçekten harika. . ! :) <3

  11. Sezai Karakoç’u unuttunuz , mona roza…

  12. kızgınım düşlerimi sçıma takıp rüzgarıyla savuran geceye yada hamuruyla yoğurup fırınnıda karartan yüreğe minik minik çocukların ellerine tutuşturup var gücüyle haince tekmeleyim çamura kul eden kaba yürekli adama kırgınım sussssssssssssss zikretme kendim bile bilmediğim ismimi zikretme çünkü saçlarımdan kara kırgınlığım ondan bile utanmaktan….

  13. MAVİ GÖZLÜ DEV ÇOK GÜZELMİŞ BE

  14. Her gecenin bir sabahı oluyor

    Şu koskoca dünya bile karanlıkta kalmıyor

    Bugün yeni bir gün diyerek hayat başlıyor

    Oysa benim gönlume neden gün doğmuyor

    Bakınca gök yüzüne gökler ağlıyor

    Sevenler ayrılınca gönül yas bağlıyor

    Yarınlarda umut var diye yaşam başlıyor

    Oysa benim gönlume neden gün doğmuyor

    Güneş yakıp kavursa bile bedenim üşüyor

    Aklımdan çıkarsam da olanları yüreğim kanıyor

    Bilmem ki bu insanlar neden böyle yapıyor

    Hayat hep vuruyor bana, gönlüme gün doğmuyor

  15. -RENKLİ PENCERE-

    Martı mı olmak istiyorsun?
    Ellerin üşüyor
    Kanatlanıyor gibisin
    Gece sehere döndüğü vakit
    Mevsimler uyuduğu vakit penceren açık kalsın
    Daha da üşümelisin
    Dişlerin titreyene kadar
    Sonrasında ay ışığında ısıt kendini
    Kanatlarını sokak başıdakı kitapçıya bırak
    Masal kitaplarının arasında gölgelen
    Sonrasında unut uçtuğun şehirleri
    Şehirler fazla şatafatlı
    Realiteden uzak ,kaygısız
    Sehere dönüyorum
    Fakat mevsimler uyanmış
    Pencereni kapat ,uyumalıyız …

  16. Çok kıymetli şairlerden çok güzel şiirlerin hepsi. Ama bence bu listede kesinlikle Cahit Sıtkı Tarancı’dan “Desem Ki” şiiride olmalıdır.

    Saygılar.

  17. NURULLAH GENÇ – SİYAH GÖZLERİNE BENİDE GÖTÜR
    beğenileriniz farklı olabilir ama okumanızı tavsiye ederim

  18. ÇARKIN KÖLELERİ***2
    Esaretin büyülü tılsımlarıyla büyülenen
    Aydınlık dünyanın karanlık insanları
    Perde arkalarından oluşan filmler çeviriyorlar
    Dünyanın aziz düzenini adeta cehenneme çeviren

    Loş odalarının ücra kıyılarında
    Bir kâhin kadar bilge olduklarını sanan sefil mahlûklar
    Farkında değiller çirkinlik uslarında
    Ve çoktan güzellik uykusuna yatmışlar
    Ama asla olamayacaklar, beyaz atlı bir prens

    Doyumsuz insanların karanlık gölgeleri altında
    Özgür yaşadıklarını sanan çarkın köleleri
    Elbet bir gün karanlık gölgeye güneş değdiğinde
    Umut ışıklarıyla doğan yollarını görebilecek gözleri

    Bir yarasa öğreniminin eğilimlerinden başka
    Tutanaklarla metal yığınlarına pas kusacaklar
    Bir buluttan bir parça koparıp taşkınlıklar yaratacak
    Ve çamur deryalarında yüzen gerçekleri, ağlarla yakalayacaklar

    Bir mantığın ardına sığınan bedenler
    Her tan kızıllığında sığınaklarında yakılacak
    Külleri rüzgâra kapılıp engin tarlalarda
    Tohumları atılmış cesaretlere, gübre olacak

    Usların toplandığı göller taşa tutulacak
    Ve uslar halkalara karışıp kaosun sembolleri olacaklar
    Her melodi bir çığlıktan doğacak
    Ve oluşturulan senfoni bir tabut etrafında, merasim olarak okutulacak

    Bakınız, görünen kemik yığını içinde yeşeren, karanfile
    Rengi boyalı kişiliklerde olmayan bir ölçüde
    Kökleri beyinlerle beslenmiş, olabildiğince kasvetli
    Ve kokusu bir leşten farklı ve olabildiğince varlıklı

    Örttüğünde çarşafı çıplaklığın üstüne, gece
    Ayın parlak gözünü, merhamet mızrakları kör eder
    Işıltı yeryüzüne akar, ayın kanı fışkırır
    Ve çıplaklığın üstüne semadan yağan ışıltı, seherde
    Varlığın ahlaksızlığını örtünmez bir gerçek kılır

    Kıvılcımlar hediye edilen nutuklara karışır Ve tokatlar suratlarda oluşan çukurlarda parçalanır Neşelenen ateş çemberine birkaç damla su akıtılır Vadide ki tepe saygı salyalarıyla kaygan, erişilmez kalır

    Ve dişlileri dönüyor çarkın, gül yaprakları ile Çarktan sızansa usun tanecikleri ve gül yapraklarının özleriyse Bir kadehtir evren ve dolu gözyaşları ile Ve posası çıkmış kişilikler âleminde Çark döner keskin, güçlü ve cansız dişleriyle…

  19. Rüzgar / Sabahattin Ali

    Arzularım muayyen bir haddi aşınca
    Ve sözler kulaklarıma sağırlaşınca
    Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
    Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
    Tanrıların başı gibi başları diktir,
    Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
    Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
    Bakıyorum aşağlarda kalan hiçliğe.

    Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
    Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
    Burda insan duman gibi genişler, büyür,
    Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
    Buralarda her düşünce sona yakındır,
    Burda her şey bizden uzak, «o»na yakındır.
    Burda yoktur insanların düşündükleri,
    Rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
    Yanağıma çarpar kanatlarını,
    Ve anlatır mâbutların hayatlarını.
    Arasıra kulağını bana verdi mi,
    Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

    «Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!
    Benim artık yalnız sana itimadım var.
    Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
    Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
    Etrafımın sözlerine asla aklım ermedi,
    Etrafımda bana asla kulak vermedi.
    Senelerden beri hâlâ anlaşamadık,
    Bende kestim anlaşmaktan ümidi artık.
    Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
    Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

    Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya
    En büyük şey, en asîl şey küçülür burda.
    Burda yalan para eden biricik iştir,
    Burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
    Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
    Kimi gider vatan için can verir, yalan!
    Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
    Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
    Şairlerin büyük aşkı fânî bir kızdır,
    Bu dünyada herkes sinsi herkes cılızdır.
    Ne hakikî aşktan burda bir çakan vardır,
    Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
    Her büyüklük bir cüzzam gibi dökülür burda,
    En muazzam ölüm bile küçülür burda.

    Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
    Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
    Zaman zaman mağlûp olsam bile etime,
    İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
    Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
    İşte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum!
    Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
    En asîl şey seni buldum bu kâinatta,
    Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
    Ne süse, gösterişe bir baktığın vardır.
    Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
    Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
    Bir dev gibi küçük mızmız sesleri yersin,
    Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

    Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
    Rüzgâr! Bu dağ başlarında çırpınan serin
    Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
    Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
    Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
    Senin gibi azamete âşıkım ben de.
    İşte rüzgâr! Senin gibi ben de deliyim.

    Islıklarım senin gibi inlemelidir,
    Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
    Rüzgâr! Sana, yalnız sana benzemeliyim.»

    1931 (Atsız Mecmua, s. 2, 1931)

  20. Metal Güller

    Geldin mi bir dağ gibi
    Soluyan göğsüme?
    Yaz sağnakları gibi bağır çağır
    Yamacımdaki ayrık otların
    Saçını başını yoldun mu?

    Geldin mi paslı çubuklar gibi
    Sessiz uluyan ellerime?
    Hurdaya çıkmış bedenimi
    Bir demir ustası gibi kavrayıp
    Metal güllere olsun dönüştürdün mü?

    Bir tekme atıp kapıma
    Dayadın mı memelerini
    Bir ondörtlü gibi inatçı alnıma?

    Bir ip olsun attın mı surlarıma?
    Bir ip olsun, sorularıma…

    Sevgilim, sevgilim!
    Trapezci adam düşüyor
    Yeni bir çağın kayıp avuçlarından

    Murat Ergül

  21. Ne hasta bekler sabahı
    Ne kanlı şehidi mezar
    Ne şeytan bekler günahı
    Seni beklediğim kadar…

    Necip Fazıl

  22. ne bitmez şiir mk

  23. ya siz kendinizi ne sanıyosunz ya len km oluyosunzda sairlerden üstün tutuyosunz kndinizi ….

  24. SUÇ BENDE !
    Gecenin bir yarısı oturmuş seni düşünüyorsam
    Ve hasretinden kahrolmuş yudumluyorsam sigaramın son nefesini
    Ve ağlıyorsam yıldızlara bakarak
    Ve küçük bir pencereden gelen ışıkla yazıyorsam şiirimi;
    Suç sende değil SEVGİLİM
    Suç ; yere göğe sığmayan fakat yağmurda ıslanmış bir serçe gibi çırpınan yüreğime , dolmuş SEVGİMDEDİR;
    Ve günlerdir uykusuzsam
    İçiyorsam geberircesine
    Ve çekiyorsam hasretinin zulmünü , kahrolarak , eriyerek
    Ve her adını duyduğumda yıldırımlar düşercesine sancılar hissediyorsam kalbimde,
    Ve saatlerce fotoğrafına bakıyorsam büyük bir hasretle ve şevkatle,
    Suç yine sende değil SEVGİLİM;
    SUÇ ; Seni hiç düşünemediğin ve hiçbir zaman sahiplenmediğin ve anlamadığın bir şekilde sevmemdedir SEVGİLİM.
    Şimdi seni ve aşkımı kalbime gömüyorsam tüm anılarla ve unutmaksızın,
    Ve nasıl yaşadıysak aşkı ve mutluluğu ;
    Aslanlar gibi çekeriz hasretliğin zulmünü de diyorsam
    Beynimi ve kalbimi zorlayarak
    Ve yinede sensiz yaşamayı düşünemiyorsam
    Ve anlayamıyorsam ayrılığın nedenini
    Suç yine sende değil SEVGİLİM
    Suç seni gözümden yani kendimden bile sakınmaya çalışmamda
    Ve suç seni bir ananın yavrusunu koruduğu gibi korumaya çalışmamdadır SEVGİLİM.
    Hala sensizliğin acısını tekrar kavuşmanın umuduyla bastırmaya çalışıyorsam
    Ve bekliyorsam seni hala büyük bir umut ve günden güne büyüyen bir aşkla
    Ve her an umudumu yitirmemek için savaşıyorsam kalbim le ve beynimle;
    Ve kalbime her an yeni umut fideleri dikiyorsam
    Bıkmaksızın seni düşünerek
    Ve kahpe ayrılığın zulmü kurutuyorsa o bebek yüzlü fideleri
    Ve beni kemiriyorsa için için yokedercesine
    terkedilmiş bir gemiyi batırırcasına kemiren fareler gibi;
    Su yine sende değil SEVGİLİM;
    Sen yine inanmadığım ama tasvir edilen melekler kadar masumsun sevgilim
    Suç delice sınırsız ve kuralsızca severken seni
    ayrılığı düşünemememdedir SEVGİLİM.
    Ve hergün bensiz dolaşıyorsan İZMİR’ de
    Veben her an seninle olduğum biryeri gördüğümde, çıldırıyorsam
    Ve kalbim parçalanıyorsa yüzbinlere
    Ve evde ençok vakit geçirdiğim bir zamanda annem özlüyorsa beni ,
    yani benliğimi ,yani özlemişlerse yüzümde bir tebessümün seyrini,
    Ve isyankar ve asi yüreğim, kendini kendini bir kurda sunarcasına sakin ve
    uysal bir kuzununki gibi uysallaşmış sa kanayarak
    Suç yine sende değil SEVGİLİM ;
    Suç yine bende ama artık nedenini bilemiyorum sevgilim,
    Bildiğim tek şey ;
    Suçun yine bende olduğu
    Ve seni hala deliler gibi Ve çıldırasıya ve ölesiye
    SEVDİĞİMDİR SEVGİLİM.
    24/05/1996
    04:15

Sorry, comments for this entry are closed at this time.